Mevsimler birbirine karışıyor, baharı görmeden yaz geliyor. Dünyanın her yerinde görülmeye başlayan kavurucu sıcaklar, kuraklık, seller, insanlığın yeni kabusu küresel ısınmaya işaret ediyor.
İşte G8 ülkeleri bu felaket senaryolarının gölgesi altında bugün İskoçya’da toplanıyor. Toplanıyor toplanmasına ya, kimse bu toplantıdan insanlık adına yararlı bir sonuç çıkmasını beklemiyor. Çünkü insanlığın çıkarları ülke çıkarlarının önüne bir türlü geçemiyor.
Ankara Ticaret Odası’nın hazırladığı “Küresel Isınma kıskacında Türkiye” raporuna göre, Türkiye iklim deÄŸiÅŸikliÄŸinin olumsuz etkileri açısından “risk grubundaki ülkeler” arasında yer alıyor. Türkiye’de kuraklaÅŸma, seller hızla artıyor, içme suları ise azalıyor.
Son 70 yılda 70 istasyonda kaydedilen sıcaklık verilerine göre, Türkiye'nin yıllık ortalama sıcaklıkları artma eÄŸiliminde… Özellikle Akdeniz ve GüneydoÄŸu Anadolu bölgelerindeki ısınma oranları, her 10 yılda 0.07- 0.34 derece arasında artıyor.
Dünya Yaban Hayatı Koruma Fonu (WWF) nın raporuna göre Akdeniz havzasında bulunan Türkiye’de 40 dereceye yakın sıcaklıklar mevsim normali olacak. Tarım alanlarının ise yüzde 40’ı kuruyacak .
DÜNYAYI CEHENNEME ÇEVİRİYORUZ
Atmosferdeki karbondioksit gazı tabakası tıpkı bir “sera” gibi güneÅŸ ışınlarının içeri girmesine izin veriyor ancak ısının dışarı çıkmasına engel oluyor. EÄŸer sera etkisi olmasaydı dünyanın sıcaklığı – 20 dereceyi bulur ve dünyada yaÅŸam olmazdı.
Ancak, karbondioksit gazı oranının artması, dünyanın aşırı ısınmasına, bir baÅŸka deyiÅŸle “küresel ısınma”ya neden oluyor. Karbondioksitin artmasının baÅŸ sorumlusu ise insanoÄŸlu… İnsanoÄŸlu, yaÅŸamını kendi elleriyle cehenneme çeviriyor. SanayileÅŸme ile birlikte atmosferdeki karbondioksit gazı miktarı artmaya baÅŸladı. Sanayi üretiminde kullanılan kömür, petrol ve doÄŸalgaz karbondioksit oranını artırıyor. 1958'de karbondioksit bir metreküp havada 315 ppm (milyonda bir) iken, 2004'te 379 ppm’e çıkmış durumda. SanayileÅŸmenin ilk dönemlerinde yılda 1 ppm kadar artış yaÅŸanırken 2003-2004 artışı 3 ppm…
2. Dünya Savaşı’ndan sonra dünya nüfusu 2 kat, enerji kullanımı 4 kat arttı. Bilim adamlarına göre, bu gidiÅŸat yeryüzündeki yaÅŸamın giderek kötüleÅŸmesine yol açacak.
EN ÇOK ABD KİRLETİYOR
Son yıllarda karbondioksitteki artışın hızını inceleyen bilimadamları, Çin ve Hindistan’ın bu artışa büyük katkısı olduÄŸunu öne sürüyorlar. Ancak, “dünya karbondioksit üretimi”ni sıraya koyduÄŸumuzda, ABD başı çekiyor.
ABD dünya nüfusunun yüzde 4'üne sahip ancak karbondioksit üretiminin yüzde 25’ini saÄŸlıyor. İngiltere yüzde 3 üretiyor. Hindistan, nüfusu 15 kat fazla olmasına raÄŸmen karbondioksit üretimi hemen hemen İngiltere ile aynı.
Ortalama bir Amerikalı yılda 6 ton, bir İngiliz 3 ton, bir Çinli 0.7 ton, bir Hintli 0.25 ton karbondioksit üretiyor.
Atmosfere yılda 220 milyon ton karbondioksit bırakan Türkiye ise 20.sırada…2010 yılında bu rakam 400 milyon tonlara ulaÅŸacak.
Atmosfere yılda ortalama 21 milyar ton karbondioksit salınıyor ve bu miktar giderek artıyor.
DÜNYA ALARM VERİYOR
Küresel ısınma, kutuplardaki buzulların erimesine, iklimin ve mevsim şartlarının değişmesine, okyanusların ısınmasına, deniz seviyesinin yükselmesine, orman yangınlarının artmasına, göllerin küçülmesine, ırmakların kurumasına, kışın sıcaklıkların artmasına, ilkbaharın erken gelmesine, sonbaharın gecikmesine, bitkilerin erken çiçek açmasına, göç dönemlerinin değişmesine, kıyı şeritlerinin erozyona uğramasına, bulut ormanlarının kurumasına yol açıyor.
Dünya Doğayı Koruma Vakfı (WWF) tarafından yapılan araştırmaya göre, küresel ısınma bu yüzyılın sonunda bitki ve hayvan varlığının üçte birini tehdit ediyor.
Küresel ısınmanın etkileri dünyanın her yanında görülüyor. Milyonlarca insanı sel, kasırga, kuraklık, susuzluk ve salgın hastalıklarla karşı karşıya bırakıyor. Yükselen deniz seviyesi Pasifik adaları ve Hint Okyanusu'ndaki adaların çoğunu tehdit ediyor.
DÜNYADA NELER OLUYOR?
Grönland eriyor - Kuzey Yarımküre’nin en büyük buz kütlesi olan Grönland adası, küresel ısınma nedeniyle eriyor. Grönland kütlesinin erimesi, düşük seviyedeki sahil ÅŸeridinde bulunan yerleÅŸim yerlerinin sular altında kalmasına neden olacak.
Amazon ormanları yok oluyor - Brezilya hükümetinin yaptığı araÅŸtırmalar, dünyanın akciÄŸeri sayılan Amazon’un 2003 yılında rekor düzeyde ormanlık alan yitirdiÄŸini gösteriyor. Büyüklüğü 4.2 milyon kilometrekare olan Amazon’un ÅŸimdiye dek yüzde 20’si yok oldu.
Buzullar eriyor - Küresel ısınma, buzullarıyla ünlü Arjantin’i etkisi altına aldı. Buenos Aires’in 3 bin 200 kilometre güneybatısında bulunan Lago Argentino ÅŸehri, bugüne kadar buzullarıyla turistleri kendine çekerken, artık tursitler dev buzulların sıcaklığın etkisiyle yıkılmasını izlemek için ÅŸehre geliyor.
Hollanda kıyılarının 100 yılı kaldı: Hollanda sahillerinde, zeminin gelecek 100 yıl içinde 40 santimetre dolayında çökmesi bekleniyor.
Avustralya'da 2002 yılında şiddetli kuraklık yaşandı.
Kuzey Pasifik'te somon balığı popülasyonunda, bölgedeki sıcaklığın normalden 6 derece artması yüzünden büyük düşüş görüldü.
Kalifornia kıyılarında binlerce deniz kuşu, denizlerin ısınmasının yol açtığı besin kıtlığı yüzünden öldü.
TÜRKİYE AFRİKALAŞACAK
Bilimadamlarına göre küresel ısınma önlenemediÄŸi taktirde Türkiye 100 yıl içinde Kuzey Afrika’ya dönecek.
Yağışlar azalınca, başta GAP bölgesi olmak üzere, tüm nehirlerin taşıdığı su miktarı düşecek. Baraj göllerinin su seviyesi azalacak, hidroelektrik enerji üretimi ciddi oranda aksayacak.
Yüksek basınç kuşağının kuzeye kaymasıyla ülkemizde hakim olabilecek tropikale benzer bir iklim; düzensiz, ani ve şiddetli yağışlar, seller, hortum, kasırga, heyelan ve erozyona yol açacak. Kasırga ve fırtınaların tetikleyeceği seller can ve mal kaybına neden olacak.
Isınmayla birlikte denizlerimizdeki su akıntıları ve sıcaklık rejimleri değişecek. Balıkların göç yolları bozulacak.
Kuru kesimlerde yüksek sıcaklıklarla birlikte orman yangınları ile tarımsal hastalık ve tarım zararlılarında büyük artışlar görülecek.
Kavurucu sıcaklar ve kuraklık tarımsal ürünlerin hem çeşidinin hem de miktarının azalmasına neden olacak.
Yaz yerine bahar turizmi yapılacak. Güney bölgeleri, turizmi kuzeye kaptıracak. Akdeniz yerine Karadeniz öne çıkacak.
Kar yağışı giderek azalacak. Hatta kış mevsimi ortadan kalkacak.
İklim değişiklikleri, göçlere neden olacak. Türkiye'de yaşayanlar kuzeye yerleşmeye çalışacak.
Daha sık ve uzun süreli kuraklıklar olacak. AraÅŸtırmalara göre, 2030’da Türkiye’nin büyük bir kısmı oldukça kuru ve sıcak bir iklimin etkisine girecek, sıcaklıklar 2-3 derece artacak. Deniz seviyesinin 2030’da 30, 2050-2100 arasında da azami 100 santimetre yükselmesi bekleniyor.
Denizlerin yükselmesinden kıyı kesimleri etkilenecek. Özellikle Sadullah Paşa ve Amcazade Hüseyin Paşa gibi bazı yalılar sular altında kalacak.
Deniz seviyesinde yükselmelerle birlikte kıyı şeridi ve deltalardaki tarım alanları, plajlar ve yat limanları, kullanılamaz hale gelecek.
VAN GÖLÜ KURUYOR
Türkiye’de küresel ısınmanın birinci derecede etkisini gösterdiÄŸi yer Van Gölü… Göl ve çevresinde yıllık ortalama sıcaklık 1 derece arttı ve Van Gölü kurumaya baÅŸladı. Göldeki su seviyesi1994’te maksimum seviyeye ulaÅŸtı. 11 yıldır bu seviyeye ulaÅŸamaması küresel ısınmanın göstergesi… Küresel ısınma devam ettikçe su seviyesi azalmaya devam edecek.
Uydu görüntülerinden Van’ın Özalp ve Saray ilçelerinde tamamı kurumuÅŸ göletler saptandı.
PENTAGON’UN FELAKET SENARYOSU
Amerikan Savunma Bakanlığı Pentagon’un raporuna göre, 2020 yılından itibaren dünyada su ve enerji kıtlığının baÅŸ gösterecek. Rapora göre küresel ısınma nedeniyle dünyada ÅŸu deÄŸiÅŸimler yaÅŸanacak:
Avrupa’daki kıyı kentleri sular altında kalacak.
İngiltere’de “Sibirya” soÄŸukları yaÅŸanacak.
Küresel ısınmanın kuruttuğu bölgelerde su kaynaklarına sahip ülkeler, ellerindeki doğal kaynakları korumak için nükleer silahlara başvuracaklar.
Tarım alanlarının ve su havzalarının korunması ve ele geçirilmesi nedeniyle çıkacak çatışmalar, terör örgütleri kanalıyla bölgesel savaşlara dönüşecek.
KYOTO PROTOKOLÜ
Kyoto Protokolü, küresel ısınma ve iklim deÄŸiÅŸikliÄŸi konusunda mücadeleyi saÄŸlayacak uluslarası tek çerçeve… Protokolü 141 ülke imzaladı. Protokol, ülkelerin atmosfere saldıkları karbon miktarını 1990 yılındaki seviyelere düşürmelerini gerekli kılıyor.
1997’de imzalanan protokol, 2005’te yürürlüğe girebildi. Çünkü, protokolün yürürlüğe girebilmesi için, onaylayan ülkelerin 1990’daki emisyonlarının (atmosfere saldıkları karbon miktarı) dünyadaki toplam emisyonun yüzde 55’ini bulması gerekiyordu. Bu orana 8 yıl sonunda Rusya’nın katılımıyla ulaşılabildi.
ABD KİRLETİYOR AMA İMZALAMIYOR
ABD, “Benim çıkarlarım önce gelir” diyerek protokolü imzalamayı reddediyor. Bugün baÅŸlayan ve ana gündem maddelerinden birini küresel ısınmanın oluÅŸturduÄŸu G-8 Zirvesi öncesi bu tavrını imzalamama tavrını sürdüren Bush yönetimi, enerji fiyatlarını artıracağı ve ABD’de 5 milyon kiÅŸiyi iÅŸsiz bırakacağı gerekçesiyle Kyoto Protokolü’ne karşı çıkıyor.
Kyoto Protokolü hükümlerine uyum, imza atan ülkeler açısından zorunlu… Tüm dünyada çevrenin korunmasına evrensel standartlar getiren protokole AB ülkelerinin tamamı taraf... Kyoto Protokolü ile devreye girecek önlemler son derece pahalı yatırımlar gerektiriyor. SözleÅŸmeye göre,
Atmosfere salınan sera gazı miktarı yüzde 5'e çekilecek.
Endüstriden, motorlu taşıtlardan, ısıtmadan kaynaklanan sera gazı miktarını azaltmaya yönelik mevzuat yeniden düzenlenecek.
Daha az enerji ile ısınma, daha az enerji tüketen araçlarla uzun yol alma, daha az enerji tüketen teknoloji sistemlerini endüstriye yerleştirme, ulaşımda, çöp depolamada çevrecilik temel ilke olacak.
Atmosfere bırakılan metan ve karbondioksit oranının düşürülmesi için alternatif enerji kaynaklarına yönelinecek.
Fosil yakıtlar yerine örneğin bio dizel yakıt kullanılacak.
Çimento, demir çelik ve kireç fabrikaları gibi yüksek enerji tüketen işletmelerde atık işlemleri yeniden düzenlenecek.
Termik santrallerde daha az karbon çıkartan sistemler, teknolojiler devreye sokacak.
Güneş enerjisinin önü açılacak. Nükleer enerjide karbon oranı sıfır olduğu için dünyada bu enerji ön plana çıkarılacak.
Fazla yakıt tüketen ve fazla karbon üretenden daha fazla vergi alınacak.
ATO BAŞKANI AYGÜN
Rapora ilişkin değerlendirmelerde bulunan ATO Başkanı Aygün, hükümetler ve iş dünyasını yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımı konusunda sorumluluk almaya davet ettiğini söyledi.
Küresel ısınmaya engel olmak için kömür, petrol, doğalgaz gibi fosil yakıtlar yerine su, jeotermal, ve güneş enerjisinin kullanılması gerektiğini dile getiren Aygün, vatandaş olarak herkese düşen önlemler olduğunu kaydetti. Aygün şunları söyledi:
Otomobilimizde kullandığımız benzin ve evimizde kullandığımız kömür ve doÄŸalgaz ile bireysel olarak küresel felakete katkıda bulunuyoruz. Otomobilimizin hava ve yakıt filtrelerinin her zaman temiz olmasına dikkat etmeliyiz. Çünkü kirli filtreler fazla yakıt harcanmasına yol açıyor. Otomobillerimizde klimayı yalnızca gereksinim duyduÄŸumuzda çalıştırmamız gerek. Çünkü klima da yakıt tüketimini artırıyor. Evlerimizde ısı yalıtımına dikkat etmemiz, çift cam tercih etmemiz gerekiyor. Dünyayı ultraviyole ışınlardan koruyan ozon tabakasını incelten sprey ve deodorantlardan da uzak durmalıyız BaÅŸka dünya yok. Herkese sorumluluk düşüyor. Böyle giderse bu dünya Bush’a da kalmaz””
http://www.atonet.org.tr/turkce/bulten/bulten.php3?sira=350