Küresel ısınma

• 8/6/2007 - Küresel Isınmayı Durdurmak İçin 10 basit Katkı

Kategori: KURESEL ISINMA

Küresel ısınmayı durdurmak için herkesin birşeyler yapabileceği ve alabileceği çok basit önlemler olduğu belirtildi.

Beylikdüzü Çevre Koruma ve Güzelleştirme Derneği tarafından farklı dallarda çocuklar arasında düzenlenen etkinlik çerçevesinde bir de seminer verildi. Etkinlikte, Fatih Üniversitesi Öğretim Üyesi Ahmet Taşkın “Su ve bizi bekleyen tehlikeler” konulu bir sunum yaptı. Taşkın, dünyamızın geleceğine yapabileceğimiz 10 basit katkıdan söz etti. Küresel ısınmayı durdurmak için siz de birşeyler yapabilirsiniz. İşte, karbondioksit salınımını azaltmak için gerçekleştirebileceğiniz 10 basit katkı ve bunları yaptığınızda ne kadar karbondioksit tasarrufu sağlayabileceğinizin hesabı...

1- Ampulünüzü değiştirin: Standart akkor ampulünüzü tasarruf ampulü ile değiştirin, yılda 75 kg. karbondioksit tasarrufu sağlayın.

2- Daha az araba kullanın: Her zamankinden daha sık yürüyün, bisiklet kullanın ve toplu taşıma araçlarından daha çok faydalanmaya özen gösterin. Araba kullanmadığınız her iki kilometre için 0.75 kg. karbondioksit tasarruf edeceksiniz.

3-Geri dönüşüme katkıda bulunun: Evinizden çıkan çöplerin sadece yarısını geri dönüştürerek yılda bin 200 kg. karbondioksit tasarrufu sağlayabilirsiniz.

4-Lastiklerinizi kontrol edin: Düzgün şişirilmiş lastiklerle litre başına aldığınız yol yüzde 3 oranında artacaktır. Her 4 litre benzin tasarrufu, 10 kilo karbondioksiti atmosferimizden uzak tutar.

5-Daha az sıcak su kullanın: Suyu ısıtmak için çok fazla enerji gerekmektedir. Daha az su tüketen bir duş başlığı ile 175 kg., giysilerinizi soğuk ya da ılık suda yıkayarak da 250 kg. karbondioksit tasarrufu sağlayabilirsiniz.

6-Ambalajları fazla olan ürünlerden kaçının: Çöpünüzü yüzde 10 oranında azaltarak 600 kg. karbondioksit tasarrufu yapabilirsiniz.

7-Su ısıtıcınızı ayarlayın: Isıtıcınızı kışın iki derece aşağı, yazın iki derece yukarı ayarlayın. Bu basit ayarlamayla yılda bin kg. karbondioksit tasarrufu sağlayabilirsiniz.

8-Bir ağaç dikin: Bir ağaç ömrü boyunca bir ton karbondioksit emer.

10- Herkese anlatın: Küresel ısınmayla ilgili bildiklerinizi çevrenize anlatın.

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 6/5/2007 - Suyumuza dikkat….

Kategori: KURESEL ISINMA

Suyumuza dikkat….

 

Dünya gittikçe ısınıyor. Bunun nedeni kontrolsüzce havaya salınan sera gazları. Gelişmiş ülkeler, özellikle Amerika Birleşik Devletleri, bu ısınmanın en büyük sorumlusu. ( Ama kabul etmiyor ve Kyoto protokolünü imzalamıyor.)

 

Dünya ısınırken, elbette Türkiye de bundan payını alıyor. Ülkemiz kış ve ilkbahar  aylarında yağış alan bir bölgede. Kışın ve bu baharın yağmura hasret kaldık. Topraklarımız susuzluktan çatladı. Barajlarımızdaki su miktarı gittikçe azaldı. Yer altı sularımız da bundan etkilenmiş durumda. Türkiye kuraklığın pençesinde şu anda.

 

Yaz aylarının çok sıcak geçeceğini ise şu birkaç gün haber veriyor. Mayıs ayının başında  yaz sıcaklarını yaşıyoruz. İç kesimlerde 27-28 dereceler görülürken, güney kıyılarımızda 32-33 dereceler görülüyor. Yazın 40-45 derecelere çıkabilir. Bu Türkiye’nin iç sularını tehlikeye sokacak bir sıcaklık. İnsanlarımız su sıkıntısı çekeceğe benziyor.

 

Küresel ısınma, bizlere, “Suyunuzu dikkatli kullanın,” diyor. Musluklardan akan sularımıza dikkat etmemiz gerekiyor. “Diş fırçalarken açık bırakmak gibi alışkanlıklarımızdan vaz geçmeliyiz,”  sözünü çok duyuyorum. Bunu söyleyenler bir iki kova suyla yıkanabilecekken duşla yıkanıyorlar. Duş ile yıkanırken giden sulara ne demeli. 15-20 kova su yerine eski Türk usulü yıkanmaya ne dersiniz?

 

Tarlalarda kullanılan sular içim de önlem alınabilir. Eski usul salma su  yerine damlama suya geçilmesi gerekiyor. Salma suyun hem bitkilere hem de toprağa zarar verdiği biliniyor. Devletimizin bu konuya el atması gerekiyor. Çiftçilere damlama suya geçmek için bir an önce bilinçlendirilmeli.

 

Türkiye çöl olmasın istiyorsak, yeşilimize de sahip çıkmalıyız. Her ağacın ve bitkinin küresel ısınmayı engellediğini unutmamalıyız. Her bitki havadaki karbondioksitle yaşar. Havayı temizlerken sera gazları da azalır. Bu yüzden her şeyi devletten beklemeden dikebildiğimiz kadar ağaç dikmeliyiz.

 

Sınırlar görecelidir. İnsan için vardır. Küresel ısınma sınır filan tanımıyor. Bu yüzden dünya vatandaşı olarak elimizden geleni yapalım.

 

Yazan: Tülin Göncü

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 22/4/2007 - 22 NİSAN DÜNYA GÜNÜ

22 NİSAN DÜNYA GÜNÜ

 

“Bugün yaşlı dünyamız için güzel bir şeyler yapın”

 

22 Nisan tarihi, ABD’li Senatör Gaylord Nelson’un girişimleri ile 1970 yılından bu yana dünyanın sembolik doğum günü olarak kabul ediliyor. Ülkemizde de kutlanmakta olan Dünya Günü’nün bu yıl ki teması geçen yıl olduğu gibi: “yaşam için su” .

 

Dünyada gereğinden daha fazla su var ama ne yazık ki yoksulların bu suya kavuşması için şimdiye dek yeterli siyasi irade ve maddi kararlılık gösterilemedi. Bu nedenle, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 2000 yılında aldığı kararla, temiz suya ulaşamayan insan sayısını 2015 yılına dek yarı yarıya azaltmayı Milenyum Kalkınma Hedefleri’nden biri olarak kabul etmesi sevindirici bir gelişme.

 

BM ’e göre dünya genelinde 1,1 milyar kişi yani her beş kişiden biri günde en az 20 litre su olarak tanımlanan güvenli içme suyuna “makul sınırlar çerçevesinde ulaşamadıkları” için hastalanma ve ölüm tehlikesiyle karşı karşıya. Oysa BM’ in koyduğu hedef doğrultusunda 2015 yılında dünyanın her yerinde kişi başına günde 50 litre su düşmesi için, mevcut küresel su tüketiminin yüzde 1’inden bile azı yeterli.

 

Son elli yıl içinde insanoğlunun tatlı su ekosistemleri, yani döngü sırasında su depolayan, taşıyan ve arıtan nehirler, göller, sulak alanlar ve yeraltı aküferleri üzerindeki etkilerinin boyutları, nüfus ve tüketim artışıyla birlikte çok hızlı yükseliş gösterdi. Bu dönemde dünya genelindeki su talebi yaklaşık üç kat arttı.

 

Günümüzde dünya genelindeki su tüketiminin yaklaşık yüzde 70’i tarımda, yüzde 22’si sanayide, yüzde 8’i de il ve ilçelerde kullanılıyor. Su için talep artarken, kaynaklar hızla tükeniyor veya kirleniyor. Şu anda Dünya genelindeki gıda üretiminin yüzde 40’ı sulamalı arazilerden elde ediliyor. Sulama için yer altı aküferleri geri dönüşüm hızının üzerinde yeryüzüne pompalanıyor. Kısacası 2030 yılına kadar çiftçilerin dünya nüfusuna eklenecek 2 milyardan fazla kişiyi beslemek için ek su kaynağı bulmaları gerekiyor. Kısacası su kıtlığı aynı zamanda besin kıtlığı anlamına da geliyor.

İnsanların ihtiyaçlarını karşılamak ve değerli ekosistem işlevlerini korumak arasında en iyi dengeyi sağlamak amacıyla, yıl boyunca bu işlevlerin sürmesi için yeterli miktarda suyun doğaya bırakılması gerekiyor. Ekosistemler bu suya kavuştuktan sonra çözülmesi gereken sorun da, geriye kalan suyun insanların ihtiyaçlarını etkili, eşit ve verimli biçimde karşılayabilecek biçimde kullanılması.

 

Ülkemiz sanıldığının aksine “su zengini” bir ülke değil. Bir ülkenin su zengini sayılabilmesi için kişi başına düşen yıllık su miktarı 10.000 m3 iken, ülkemizde bu miktar sadece 2.650 m3. Bu gerçeği göz önünde bulundurarak “su kaynaklarımızı” korumak öncelikli hedeflerimizden biri olmalı. Bu nedenle her şeyi başkalarından beklemek yerine, işe kendi evimizin önünü süpürerek başlamalıyız. İşte bireysel olarak yapabileceğimiz birkaç öneri:

  • Hem yağmur suyunun akışa geçmesini önleyecek hem de yeraltı su kaynaklarımızı besleyecek yeşil bitki örtüsünü koruyabilir, örneğin ağaç dikebiliriz,
  • Çimenlik alanlarda ve bahçelerde doğal bitkiler, çimler kullanabilir ve sulama için yalnızca doğal yağıştan yararlanabiliriz,
  • Daha az ürün satın alıp, daha az tüketebiliriz,
  • Daha besleyici, daha az et içeren bir beslenme biçimini benimseyebiliriz,
    Su ve enerji verimli cihaz ve tesisatlar kullanabiliriz,
  • Siyasetçileri sulak alanları, aküferleri ve boşaltma havzalarını korumaya yönelik yerel arazi kullanımı yasalarının çıkarılmasına teşvik edebiliriz/zorlayabiliriz,
  • Su koruma stratejilerini denetlemek ve uygulamak için yerel su yönetimi kurullarında görev alabiliriz,

TEMA Vakfı olarak çevreye duyarlı herkesi yaşlı dünyamızın doğum gününde, ülkemizin eşi benzeri olmayan yeşilini, doğal güzelliklerini, sadece ülkemize özgü yüzlerce çeşit bitki ve hayvandan oluşan biyolojik zenginliğini, verimli topraklarını ve su kaynaklarını korumaya davet ediyoruz.

 

Kaynakça:
TEMA Vakfı Yayınları - Dünyanın Durumu 2003 (Worldwatch Enstitüsü)
TEMA Vakfı Yayınları - Dünyanın Durumu 2004 (Worldwatch Enstitüsü)

Saygılarımızla;  

Toprağına Sahip Çık !
TEMA Vakfı

 

 

http://www.tema.org.tr/BizdenHaberler/Arsiv/2004/22_Nisan_dunya_gunu.htm

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 24/3/2007 - Kyoto Protokolü

Kyoto Protokolü

İklim değişikliğine yönelik Birleşmiş Milletler Çerçeve Kongresi'nin Tarafları olarak (bundan böyle "Kongre" olarak anılacaktır), Bu Sözleşme'nin Tarafları, Madde 2'de açıklanan Kongre'ye ilişkin gerçek amaca ulaşmak için, Kongre'ye ilişkin hükümler göz önünde bulundurularak, Kongre'ye ilişkin Madde 3'ün rehberliğinde olmak üzere, Kongre'nin birinci oturumda taraflarca alınan 1/CP.1 kararı ile kabul edilen Berlin antlaşması gereğince aşağıdaki hükümler üzerinde antlaşmaya varmışlardır :

MADDE 1

Bu protokolün amaçlarını gerçekleştirmek üzere Kongre'ye ilişkin Madde
1'de yapılan tanımlamalar dikkate alınacaktır. Ayrıca:

1. "Taraflar Toplantısı" burada Kongre ile ilişkili olarak Taraflar
Toplantısı anlamına gelecektir.

2. "Kongre" burada 9 Mayıs 1992 tarihinde New York şehrinde akdedilen İklim değişikliğine Yönelik Birleşmiş Milletler Çerçeve Kongresi anlamına gelecektir.

3. "İklim Değişikliğine Yönelik Devletler Arası Panel" burada 1988 yılında Dünya Meteoroloji Örgütü ve Birleşmiş Milletler Çevre Programı tarafından ortaklaşa düzenlenen İklim Değişikliğine Yönelik Devletler Arası Panel anlamına gelecektir.

4. "Montreal Protokolü" burada 16 Eylül 1987 tarihinde çıkartılan ve daha sonra üzerinde değişiklik ve düzeltmeler yapılmış olan Ozon Tabakası Delici Maddelere Yönelik Montreal Protokolü anlamına gelecektir.

5. "Mevcut/halihazırda bulunan ve Oy Veren Taraflar" burada mevcut ve olumlu veya olumsuz oy veren Taraflar anlamına gelecektir.

6. "Taraf" aksi metinde açıkça belirtilmediği sürece, bu Protokol Tarafları'ndan biri anlamına gelir.

7. "Ek 1'e yer alan Taraf" burada Ek 1 de belirtilmiş Kongrenin bir Tarafı anlamına gelecek olup, keyfiyet Kongrenin Madde 4 Fıkra 2(g) uyarınca bildirilecektir.

MADDE 2

1. Ek 1'de yer alan bütün Taraflar, sürdürülebilir kalkınmayı teşvik etmek amacıyla Madde 3'e uygun olarak sayısallaştırılmış emisyon sınırlaması ve indirimini yerine getirmek amacıyla:

(a) Aşağıdaki ulusal koşullara uygun olarak politika ve önlemler uygulayacak ve/veya geliştirecektir:

(i) Ulusal Ekonominin ilgili sektörlerindeki enerji etkinliğinin iyileştirilmesi;

(ii) İlgili uluslararası çevre antlaşmaları kapsamındaki taahhütler ile sürdürülebilir orman düzenleme uygulamaları, ağaç dikimi ve ağaç takviyesine/desteğine ilişkin teşvikler dikkate alınarak Montreal Protokolü ile düzenlenen sera gazlarına ilişkin rezervlerin korunması ve iyileştirilmesi;

(iii) İklim değişikliğine ilişkin yaklaşımlar ışığında sürdürülebilir tarımsal yöntemlerin yaygınlaştırılması;

(iv) Yeni ve yenilenebilir enerji çeşitleri, karbondioksit tecrit/ayırma teknolojileri ve gelişmiş ve yenilikçi çevresel bakımdan sağlam teknolojiler üzerinde araştırma yapmak, teşvik etmek, geliştirmek ve kullanımının artmasını sağlamak;

(v) Kongrenin amacına aykırı çalışan ve sera gazı yayan sektörlere yapılan mali teşvikler, vergi ve harç istisnaları ile ekonomik yardımları veya ilgili piyasa aksaklıklarını aşamalı olarak kaldırmak veya tasfiye etmek;

(vi) Montreal Protokolü ile düzenlenmemiş bulunan sera gazının emisyonunu/yayılmasını sınırlandıran veya azaltan politika veya önlemleri teşvik etmeyi amaçlayan ilgili sektörlerdeki uygun reformların teşviki;

(vii) Nakliye sektöründe, Montreal Protokolü tarafından düzenlenmeyen sera gazı emisyonu/yayımının sınırlandırılması ve/veya azaltılmasına ilişkin önlemler;

(viii) Atık idaresi ile birlikte üretim, nakliye ve enerji dağıtımının iyileştirilmesi ve kullanılması yoluyla metan emisyonunun/yayımının sınırlandırılması ve/veya azaltılması;

(b) Kongre'ye ilişkin Madde 4, Fıkra 2(e)(i) uyarınca Madde 1 kapsamında düzenlenen politika ve önlemlere ilişkin bireysel ve müşterek/ortak etkinliğin genişletilmesi için söz konusu Taraflar ile işbirliği yapmak. Bu amaçla, söz konusu Taraflar, yukarıda açıklanan politika ve önlemler ile ilişkili deneyim ve bilgi alış verişinde bulunmak için uyumluluk, şeffaflık ve etkinlik yolları geliştirmek de buna dahil olmak kaydıyla adımlar atacaklardır. Bu Protokol Tarafları'nın bir araya geldiği Taraflar Toplantısı ilk toplantısında/oturumunda veya sonraki ilk uygulanabilir oturumunda tüm gerekli bilgileri dikkate alarak bu iş birliğini kolaylaştırmanın yollarını ele alacaktır.

Bağlantı

• 24/3/2007 - Kyoto anlaşması nedir?

Kyoto anlaşması nedir?

Küresel ısınmayla mücadeleyi öngören Kyoto Anlaşması, Birleşmiş Milletler'in 1997'de Japonya'da düzenlediği çevre toplantısında katılımcı hükümetler tarafından kabul edilen bir anlaşma... .

Bu anlaşma, gelişmiş ülkelerin sera etkisi yaratan gazların salınımını 2008- 2012 yılları arasında yüzde 5.2 düşürmelerini öngörüyor. Birleşmiş Milletler verilerine göre, 2001'den itibaren 84 ülke anlaşmayı imzaladı, 34 ülke onayladı. Ancak bağlayıcılığı olmadığı için bu anlaşma sonrasında gaz salınımlarında küresel bir düşüş gözlenmedi. Çevreci örgütler, küresel ısınmanın önüne geçilebilmesi için başta Amerika olmak üzere gelişmiş ülkelerin Kyoto Anlaşması'na imza atmasını ve kurallarına uyması gerektiğini savunuyor.

'2055 yılında buz çağı başlayabilir


Rus bilim adamlarına göre, dünya 2055'de "Buz Devri"ne geri dönecek. Uzay bilimci Khabibullo Abdusamatov, şu anki küresel ısınmanın ardından küresel bir soğuma kuşağına gireceğimizi öne sürdü. "Dünyayı sera gazı etkisinden korumak için uygulanan Kyoto protokolleri şimdilik ertelenmeli. Çünkü şu anda Dünya, küresel sıcaklık anlamında en yüksek noktada ve bundan böyle sıcaklık kademeli olarak azalacak" diyen Abdusamatov, soğumanın birkaç yıl içinde başlayacağını kaydetti.

Koyoto ile neler değişecek?
Kyoto Sözleşmesi ile devreye girecek önlemler son derece pahalı yatırımlar gerektiriyor;

* Atmosfere salınan sera gazı miktarı yüzde 5'e çekilecek.

* Endüstriden, motorlu taşıtlardan, ısıtmadan kaynaklanan sera gazı miktarını azaltmaya yönelik mevzuat yeniden düzenlenecek.

* Daha az enerji ile ısınma, daha az enerji tüketen araçlarla uzun yol alma, daha az enerji tüketen teknoloji sistemlerini endüstriye yerleştirme, ulaşımda, çöp depolamada çevrecilik, temel ilke olacak.

* Atmosfere bırakılan metan ve karbondioksit oranının düşürülmesi için alternatif enerji kaynaklarına yönelinecek.

* Fosil yakıtlar yerine örneğin, bio dizel yakıt kullanılacak.

* Çimento, demir çelik ve kireç fabrikaları gibi yüksek enerji tüketen işletmelerde atık işlemleri yeniden düzenlenecek.

* Termik santrallerde daha az karbon çıkartan sistemler, teknolojiler devreye sokacak.

*
Güneş enerjisinin önü açılacak. Nükleer enerjide karbon oranı sıfır olduğu için dünyada bu enerji ön plana çıkarılacak.

* Fazla yakıt tüketen ve fazla karbon üretenden daha fazla vergi alınacak.

Bağlantı

• 24/3/2007 - Küresel Isınma ve Enerji Problemi

Küresel Isınma ve Enerji Problemi

6 Şubat 2007 tarihli, Güncel Haberler köşesine ait yazı. Trackback

Dünya’nın küresel ısınma nedeniyle 10 yıl sonra geri dönülemez bir noktaya geleceğini geçtiğimiz ay, farklı ülkelerden bilimadamlarının ortak çalışması sonucu yayınladığı rapordan öğrenmiş, niyeyse gayet geçici bir hüzün yaşamıştık. Durumun ciddiyetini daha iyi kavrayabilmek açısından Johns Hopkins Üniversitesi Fizik Bölümü‘nden Dr. Can Kılıç‘ın yazdığı Küresel Isınma ve Enerji Problemi yazısını hepinizin okumasını tavsiye ederim.

Küresel Isınma

Son birkaç yıldır adını giderek daha sıkça duymaya başladığımız küresel ısınma problemi aslında yeni bir teori değil, bilim adamlarının onlarca yıldır kamunun dikkatini yöneltmeye çalıştıkları bir tehlike. Üzücüdür ki bu problemin kabul edilmesi işlerine gelmeyen dünyanın önde gelen devletleri ve sanayi lobileri bugüne kadar kamunun bu konuda bilgi sahibi olmasını engellemeyi ve hatta bu tehlikeyi sadece az sayıda insanın inandığı, safsata niteliğinde bir teori gibi göstermeyi başarmışlardır. Bu bencilce ve öngörüşsüz oyunlar yüzünden ancak günümüzde, yumurta kapıya dayandığında, hatta belki de çok geç kalmış olduğumuz bir noktada başlıyoruz bu tehlike hakkında bilgilenmeye, çünkü artık iklimlerdeki değişme, ortalama sıcaklıklardaki artış ve kapının eşiğindeki kuraklık sinyalleri gözardı edilemeyecek hale gelmiştir.

Geçtiğimiz sene içerisinde gerçekleşen bir başka yenilik de ABD’de kitlelere ulaşmayı başaran, Amerika’nın 2000 seçimlerindeki başkan adayı Al Gore tarafından hazırlanan “İşe Gelmeyen Gerçek: Küresel Uyarı” isimli filmin gösterime girmesi oldu. Her ne kadar Al Gore’un bu filmden politik bir fayda sağlama amacında olduğu iddia edilebilirse de ilk kez bu film sayesinde başta Amerikan halkı olmak üzere dünya toplumları tarafından problemin ulaşmış olduğu boyutu farketme olanağı doğmuş olması ve bu konuda acilen ciddi önlemler alınması gerektiğinin kamu tarafından anlaşılmaya başlanması pozitif gelişmelerdir.

Bu noktada küresel ısınma problemini teknik olarak açıklamak yararlı olacaktır: Geçen bir yüzyıl içerisinde dünya nüfusunun 2 milyarın altında bir düzeyden 6.5 milyara ulaşması ve dünya çapındaki sanayileşme hareketi nedeniyle, atmosfere salınan ve en önemli örneği karbondioksit olan sera gazlarının konsantrasyonu tarihte hiç görülmemiş bir düzeyde artmıştır. Bu gazlar güneşten dünya yüzeyine ulaşan enerjinin giderek daha büyük bir kısmının atmosfer tarafından tutulmasına ve daha azının uzaya geri yansıtılmasına sebep olmaktadır. Bu da elbette küresel boyutta artan sıcaklıkları beraberinde getirmektedir.

Maalesef küresel ısınma problemi kendiliğinden hızlanan bir niteliktedir, sıcaklıkların artmasıyla birlikte dünyanın sürekli olarak kar ve buzla kaplı olan kutup bölgelerinde giderek daha fazla erime meydana gelmekte ve beyaz olduğu için güneş ışınlarını ayna gibi uzaya geri yansıtan bu buz kütlelerinin yok olmasıyla her geçen gün daha da çok güneş enerjisi yere ulaşmaktadır.

Küresel ısınmanın doğuracağı sonuçlar çok ciddidir. Dünya üzerindeki ortalama sıcaklık artmakla kalmayacak, varolan iklim sistemleri büyük ölçüde değişecektir ki bu okyanus akıntılarını, yağış dağılımlarını ve rüzgar sistemlerini kapsamaktadır. Bu değişikliklerden ekosistem de büyük zarar görecek, karada ya da denizde olsun bölgelerindeki iklime uyum sağlamış bulunan sayısız bitki ve hayvan türü yok olacak ve doğanın dengesi geri döndürülemez biçimde bozulacaktır. Tüm bu korkutucu sonuçlar elbette insanlığı da çok zor durumlarda bırakacak, su sıkıntısı, tarım ve hayvancılığın zarar görmesinden dolayı kıtlık ve özellikle gelişmekte olan ülkelerde ekonominin alacağı darbe ile sefalet baş gösterecektir. Kutuplarda karasal buzların erimesi ve buradan çıkan suyun okyanuslara eklenmesiyle dünya çapında deniz seviyesinin metrelerce yükselmesi ve günümüzde milyonların yaşadığı tüm kıyı şehirlerinin büyük ölçüde su altında kalması söz konusudur.

Bu korkunç senaryolar uzak bir gelecekte değil, bizim yaşam süremiz içerisinde gerçekleşecek ve eğer önü alınamazsa günümüzün genç kuşağı dünyanın çehresinin tanınmaz ölçüde değişmesini izlemek zorunda kalacak. Elbette bu ürkütücü sonuçlardan Türkiye de nasibini alacaktır, hatta Akdeniz kuşağı kuraklık tehlikesinin ilk olarak tehdit ettiği bölgelerden biridir ki maalesef bunun etkilerini bugünden hissetmekte olmamız problemin ne kadar ilerlemiş olduğuna dair çok endişe verici bir işarettir.

Fosil Yakıtlar ve Enerji Problemi

Bu yazının geri kalanında küresel ısınma sorununun henüz kamuya daha az ulaşan yanı olan “enerji problemi”nden bahsedeceğiz. Enerji problemi, eğer küresel ısınmanın önünü almak istiyorsak dünyanın enerji ihtiyacını nasıl karşılayacağımızla ilgilidir. Bu konudaki güçlük, şu anda medeniyetimizin enerji talebinin, elektrik, ısınma ya da ulaştırma amaçlı olsun, neredeyse tamamen fosil yakıtlarla (yani kömür, petrol ve doğal gaz) sağlanmakta olmasından kaynaklanmaktadır. Bunun istisnaları olarak hidroelektrik ve nükleer santraller gösterilebilir.

Burada iki hususa dikkat etmeliyiz: Küresel ısınma problemi açısından en önemli olan unsur bir enerji kaynağının atmosfere sera gazları salıp salmamasıdır ki fosil yakıtlar doğalgaz da dahil olmak üzere) yakıldığında karbondioksit açığa çıkarırken, nükleer enerji her ne kadar başka sakıncaları olsa da sera gazları açısından zararsızdır. İkinci ve küresel ısınma bakımından önemi nispeten daha az olan husus ise bir enerji kaynağının yenilenebilir olup olmamasıdır ki ne fosil yakıtlar ne de nükleer enerji yenilenebilirken hidroelektrik enerji kullanıldıkça tükenmediğinden dolayı yenilenebilir bir enerji türüdür.

Bazen dile getirildiğinin aksine enerji probleminin fosil yakıtların yakın gelecekte tükeneceği iddiasıyla bir ilgisi yoktur, ve zaten bu iddia doğru değildir. Uzman bilimadamları, özellikle okyanus altındaki kömür rezervlerinin devreye sokulmasıyla en karamsar tahminlerle bile dünyanın enerji talebini binlerce yıl gidermeye yetecek kadar fosil yakıt kaynağı bulunduğunu belirtmektedir. Az önce de belirttiğimiz gibi enerji problemi ancak küresel ısınmanın önünü almayı kendimize şart koştuğumuzda, yani fosil yakıtları kullanmayı gönüllü olarak bıraktığımızda karşımıza çıkacak bir zorluktur. Kısaca, önümüzdeki onyıllar içinde insanlık, teknolojik olarak çok güç olmasına rağmen tüm dünyanın halihazırdaki enerji kullanma sistemini baştan aşağı değiştirmek veya dünya yüzünün geri dönülmez bir biçimde değişmesine izin vermek seçenekleri arasında karar vermek durumundadır.

Elbette atmosferde insanlık daha evrimleşmeden önce bile sera gazları vardı ve bunlar milyonlarca yıllık bir süreç içinde doğada belli konsantrasyonlarda dengelenmişti. Atmosferdeki karbondioksit miktarı bu doğal denge içinde aşağı yukarı 50 yıllık bir sürede okyanuslar tarafından emilerek sabit bir konsantrasyonda tutulmaktadır. Bu da bizim enerji krizi ile başetmek için elimizde olan süreyi belirlemektedir. Şu anda zaten normalin çok üstünde bir seviyeye gelmiş olan karbondioksit düzeyi, biz bugün karbon emisyonu olan tüm yakıtları kullanmayı bıraksak bile ancak 50 yıllık bir zaman diliminde normale dönebilecektir. Küresel ısınmanın etkilerinin daha günümüzde bile ne boyutlara gelmiş olduğu düşünülürse anlaşılacaktır ki eğer 21. yüzyıl içinde tüm dünya medeniyetleri olarak kullandığımız enerji kaynaklarını değiştiremezsek zaten kurtarılacak bir ekosistem kalmayacaktır geriye.

Alternatif Yakıtlar

Şimdi enerji problemine önerilen çeşitli çözümleri ele alalım ve bunları değerlendirelim. Haliyle burada kendimizi sera gazlarını açığa çıkarmayan enerji tipleriyle sınırlandırmak zorundayız; buna karşılık hem yenilenebilir hem de miktarı sınırlı olan enerji kaynaklarını gözden geçireceğiz. Her ne kadar gelecekte insanoğlu sadece yenilenebilir kaynakları kullanmaya mecbur olsa da enerji problemi daha acil olup bu teknolojiler devreye girene kadar daha kısa vadeli çözümlere başvurmak mümkündür.

Bunun en önemli örneği nükleer enerjidir. Yenilenebilir bir kaynak olmamasına karşın, şu anda yeni bir teknoloji icat etmeye gerek kalmadan enerji problemi ile mücadele etme potansiyeli bulunan tek enerji türü nükleer enerjidir. Bu açıdan yenilenebilir ve kalıcı diğer çözümlere doğru giden yolda kısa süreli bir geçiş döneminde kullanılması mümkün gözükse de aslında bu pek gerçekçi değildir. İlk olarak nükleer enerji ancak elektrik elde etmede kullanılmaktadır; elektrik enerjisi ise dünyanın enerji gereksiniminin sadece yüzde onuna denk gelmektedir. Kaldı ki kendimizi sadece dünyanın tüm elektrik ihtiyacını nükleer enerjiden sağlamakla sınırlandırsak bile, bunun için önümüzdeki elli yıllık süre içinde her birkaç günde bir yeni bir nükleer santral yapılması ve hizmete açılması gerekmektedir. Daha gerçekçi bir düzeyde, bu yaklaşımın getirdiği esas sorun nükleer teknolojinin dünyanın sadece sayılı gelişmiş ülkelerinin elinde bulunması ve gelişmekte olan ülkelere verilmesinin güvenlik sorunlarını beraberinde getirecek olmasıdır.

Enerji problemine önerilen bir başka çözüm ise bugüne kadar yaptığımız gibi fosil yakıtları kullanmaya devam etmek, fakat çıkan sera gazlarını kimyasal olarak konsantre ederek gömmektir. Maalesef bu yaklaşım da aşılması pek gerçekçi olmayan sorunları beraberinde getirmektedir. Dünyanın bir yıl içerisinde ürettiği karbondioksit miktarı gözönünde tutulacak olursa, bu kadar karbondioksiti okyanus derinliklerinde eritmeye çalışmak denizlerin asitlik değerini arttırarak ekosisteme büyük zarar verecek, kara parçalarının altındaki derin boşluklara gömmeye çalışmak ise bu gazların eninde sonunda, kaçınılmaz olarak yeniden dışarıya sızmasına engel olamayacaktır.

Yenilenebilir Enerji Kaynakları

Bu noktada yenilenebilir enerji kaynaklarına geliyoruz. Bunun en güzel örneği olan hidroelektrik enerjinin ciddi bir teknolojik ya da çevresel problemi olmamasına karşın, maalesef dünya üzerinde kullanılabilir potansiyelinin çok büyük bölümü zaten halihazırda kullanılmaktadır. Alternatif yenilenebilir enerji kaynakları olarak gösterilen jeotermal, rüzgar ve okyanus (gelgit) enerjilerinden ne yazık ki hiçbirinin dünya enerji gereksiniminin çok ufak bir parçasından fazlasını karşılama potansiyeli bulunmamaktadır. Genetik olarak değiştirilmiş bitki veya bakteri çeşitlerini kullanarak enerji depolamak ve bu enerjiyi kimyasal olarak kullanmak (teknik terimle biomass) ise dünyaya gereken enerjiyi sağlamak için günümüzde tarımda kullanılmayan neredeyse tüm yer yüzeyinin kullanılması anlamına gelmektedir ki bu da pek gerçekçi değildir. Zaten söz konusu çözüm olasılığı, bu bitkilere yapılması gereken bakıma harcanacak enerji gözönünde tutulduğunda ancak ufak bir net enerji kazancı getirmektedir.

Enerji probleminin henüz bahsetmediğimiz tek, ve yazarın gözünde en önemli, çözüm adayı güneş enerjisidir. Güneş enerjisi yenilenebilir, sera gazı içermez ve dünyamıza ulaşan güneş ışığı insanlığın ihtiyaç duyduğunun defalarca fazlası, pratik olarak sınırsıza yakın enerji içermektedir. Elbette bu çözüm de kendi problemlerini beraberinde getirmektedir ki bunlar teknolojik niteliktedir. Şu anda elimizde bulunan güneş enerjisi teknolojileri pahalıdır ve bu yüzden ancak diğer enerji türlerinden daha ucuza geldiği yerlerde kullanılmaktadır, örneğin yazlık evlerimizde su ısıtmak gibi. Fakat varolan güneş enerjisi teknolojisini daha ucuz hale getirmenin ötesinde çözülmesi gereken sorun bu enerjiyi nasıl depolayacağımızdır. Çünkü yazlıkların aksine ev-içi ısınma en çok gece duyulan bir ihtiyaçtır, yani güneş çoktan battıktan sonra. Daha genel olarak günün sadece belli saatlerinde ve hatta sadece hava açık olduğunda yararlanabileceğimiz bu enerji türünü nasıl barajlarda su depoluyorsak benzer şekilde depolayabilecek ve gece gündüz, yıl boyunca istikrarlı bir şekilde kullanmamızı sağlayabilecek teknolojiler (güneş pili vb.) geliştirilmesi gerekmektedir. Dünyanın en önde gelen araştırma üniversitelerindeki fizik ve kimya bölümleri de bu teknolojilerin öneminin farkındadır ve bu konudaki araştırmalara bütçe ayırmaktadır fakat yine de bu çabalar tüm dünyayı ciddi ölçüde tehdit eden bir sorunun çözümünün hak etmesi gerekenin çok altında kalmaktadır. Önemli konu, güneş enerjisinin depolanabilmesi, ve sadece elektrik enerjisini değil, ısınma ve ulaşımda kullanılan diğer enerji türlerini de ikame etmesidir.

Bize Düşen Görevler

Problemi ve olası çözümlerini ayrıntısıyla irdeledikten sonra insan olarak bize düşen görevlerden bahsetmekte yarar var. Kişisel olarak, iş, eğitim düzeyi ve yaşımızdan bağımsız olarak hepimizin yapabileceği çok basit bir şey var ki o da çevremizdekilere durumun ciddiyetini anlatmak, onların da tanıdıklarına anlatmalarını sağlamak ve bu konuda politikacıların kendilerini birşeyleri değiştirmek zorunda hissedeceği kadar güçlü bir toplumsal irade oluşturmaktır. Televizyonda bir tek sahipsiz köpeğin öldürülmesini ya da bir yavru fokun avlanmasını gördüğünde üzülen ve kendini birşeyler yapmak zorunda hisseden insanların, binlerce, milyonlarca hayvanın, hatta hayvan türlerinin neslinin tükenmesine göz yumması kabul edilemez. Çocuğu olan yetişkinler olsun, ileride çocuk sahibi olmayı düşünen gençler olsun, kendimize şu soruyu sormamız gerekir: “Birkaç yıl daha alışageldiğim gibi yaşamak için çevreye yaptığım zararın hesabını çocuklarıma, gelecek nesillere nasıl veririm? Bu ataletim ve bencilliğimle çocuklarımı, torunlarımı ve onlardan sonra gelecek olan tüm nesilleri nasıl bir dünyada yaşamaya mahkum ediyorum?”

Küresel ısınma ve enerji problemi yirmibirinci yüzyılda insanlığın karşılaşacağı en büyük ve aşılması en zor olacak sorundur. Bu problemler ancak global düzeyde bir seferberlikle, bugün başlayarak çözülebilir, çünkü yarın bu işe başlamak için çok geçtir. Günümüze kadar, şımarık bir çocuğun sonuçları düşünülmeden her istediğinin ailesi tarafından yapılması gibi, insanlık da sorumsuzca her istediğini doğadan sonuçlarını düşünmeksizin almış, dünyanın nüfusu gezegenimizin taşıyamayacağı kadar artmış ve bugün tüm bunların sonuçları hepimizce hissedilir, inkar edilemez bir hale gelmiştir. İnsanlığın şu anda önündeki seçim bellidir, ya sorumsuzca davranmaya devam ederek bugünün gençlerinin yaşam süresi içinde iklim sistemlerini geri dönülmez biçimde değiştirerek ekosisteme ve dolayısıyla kendimize korkunç zararlar vermek, ya da nispeten yerel boyuttaki diğer tüm problemleri bir yana bırakarak, ki buna dünyadaki tüm savaşlar da dahildir, insanlık olarak olgunlaşmak, kendi elimizle yol açtığımız çevresel problemlerin farkına varmak, sorumluluğunu kabullenmek, ve nihayetinde bu sorunları gidermek için seferber olmak.

Esas soru önümüzdeki elli yıl içerisinde hepimizin hayatının değişip değişmeyeceği değildir. Esas soru dünya üzerindeki hayatın ne şekilde değişeceğidir. Gelecek nesilleri doğanın büyük ölçüde yok olmuş olduğu bir dünyada, açlık ve susuzlukla başederek, sıcaklardan korunmak için belki de yeraltında kurulması gerekecek şehirlerde yaşamaya mı mahkum edeceğiz, yoksa bugün fedakarlıklar yapmaya başlayıp, bize şu anda önemli gibi görünmekte olan yerel ve hatta ulusal problemleri bir yana bırakıp, yaşam şeklimizi değiştirecek, geleceğe yatırım yapacak ve yaptıklarımızın sorumluluğunu kabullenecek cesareti gösterebilecek miyiz? Esas soru “İnsanlık olgunlaşacabilecek mi?”dir

 

http://www.acikbilgi.com/2007/02/06/kuresel-isinma-ve-enerji-problemi/

Bağlantı

• 24/3/2007 - 'Küresel ısınma savaştan farksız'

'Küresel ısınma savaştan farksız'
 
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-Moon, küresel ısınmanın insanlık için savaş kadar büyük bir tehdit olduğunu söyledi.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-moon
Yeni Genel Sekreter ilk kez bir konuşmasında küresel ısınma sorununa değindi

Ban Ki-Moon, Amerika Birleşik Devletleri'nden sorunla mücadelede öncü rol oynama çağrısı yaptı.

Ban, küresel ısınmanın çevre koşullarında meydana getirdiği değişimlerin gelecekte çeşitli sorunlara yol açabileceğini belirtti.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, küresel ısınmadan en çok zarar göreceklerin, Afrika'daki yoksullar ve küçük ada ülkelerinde yaşayanlar olduğunu vurguladı.

Amerika Birleşik Devletleri ise dünyada sera etkisi yapan gazları atmosfere salan ülkelerin başında geliyor.

Washington Yönetimi salımlara sınırlama getiren Kyoto Protokolü'nü imzalamayı reddetmişti.

Ban Ki-Moon bu kesimlerin küresel ısınmada sorumluluğu en az olanlar olduğuna da dikkat çekti.

Genel Sekreter bu açıklamayı, örgütün genel merkezini ziyaret eden çocuklara hitaben yaptı.

Ban Ki-Moon sanayileşmiş ülkeler grubu G8'in liderleriyle Haziran ayında yapacağı görüşmelerde küresel ısınma sorununu da ele alacağını söylüyor.

Birleşmiş Milletler de, Aralık ayında Endonezya'nın Bali Adası'nda küresel ısınma sorununun tartışılacağı bir konferans düzenleyecek.

 

http://www.bbc.co.uk/turkish/news/story/2007/03/070302_unclimatechange.shtml

Bağlantı

• 24/3/2007 - Küresel Isınma ( çizgi film)

Filmi izlemek için tıklayınız.

Bağlantı

• 24/3/2007 - Sera Gazları

Sera Gazları

    Dünyanın kabuğu denince akla hemen, dünyanın iç kısmında sıvı durumundaki mantonun üzerinde bulunan ve kalınlığı yer yer 6 km ile 70 km arasında değişen katı bölüm, litosfer, gelir. Ne var ki bilim adamlarının Dünya'nın kabuğundan anladıkları daha farklıdır. Onlara göre kabuk, o katı bölüm, litosfer, ile birlikte hidrosferi (okyanuslar, denizler, göl ve ırmaklar), atmosferi ve buralarda yaşayan canlıları (biyosfer) da kapsar. Kabuğu oluşturan bu katı, sıvı ve gaz bölümler ve biyosfer birbirleriyle sürekli ve yoğun bir etkileşim içindedir. Bunlardan herhangi birindeki bir değişiklik ötekilerde de değişimlere yol açar. Karbon çevrimi, bu karşılıklı ilişkiyi ortaya koyan güzel ve somut bir örnektir.


   Yaşam, havadaki karbon dioksitin, canlı organizmalardaki karbon temelli organik bileşiklere dönüşmesi üzerine kuruludur. Dünyadaki karbonun büyük bölümü kayalardadır. Ancak bun­lardaki karbonun çevrime katılması çok uzun sürer. Öte yandan atmosferle hidrosfer arasında çok daha hızlı bir karbon alışverişi vardır. Atmosferdeki karbon dioksit suda çözünerek karbonik asit oluşturur; son­ra sırasıyla bikarbonat ve karbo­nat iyonlarına dönüşür. Suyun içinde yaşayan bitkiler fotosentez için suda çözünmüş olarak bulunan karbonatlardan ve karbon dioksitten yararlanırlar. Okyanuslar her yıl atmosferden yaklaşık 104 milyar ton karbon dioksit çeker ve 100 milyar ton kadar da karbon dioksit salar. Okyanusların karbon çevrimindeki etkisi bilinmekle birlikte bu çevrimde yer alırken hangi iç süreçlerin işlediği hala açıklığa kavuşmuş değil.

    Karadaki bitkiler de fotosentez sırasında atmosferdeki karbon dioksiti alır ve karbon temelli bileşiklere çevirirler. Bunların bir bölümü metabolizmalarında kullanılır; geri kalan bölümü de depolanır. Bitkilerin depoladığı karbon, bitki yiyen hayvanlara geçer. Kara bitkileri fotosentez yoluyla her yıl yaklaşık 100 milyar ton karbon dioksiti atmosferden çeker. Bitkiler, hayvanlar ve toprak her yıl soluma yoluyla 100 milyar ton karbon dioksit salar.


    Karbon, ağaç dokularında da depolanır. Kayalardan sonra karalardaki en büyük karbon deposu ormanlardır. Yaşayan ormanlar yeryüzündeki; geçmiş dönemlerde yaşamış ormanlar da yer altmdaki (kömür, petrol ve doğalgaz biçiminde) karbon depolarıdır. Dünyadaki doğal süreçlerin on milyonlarca yıldır depoladığı bu karbon stokları, yirminci yüzyıl boyunca insanlar tarafından çok hızlı bir biçimde atmosfere (karbon dioksit olarak) geri verilmiştir; hala da veriliyor. Öte yandan atmosferdeki karbon dioksit oranım düşürecek ormanlar da hızla yok ediliyor. Fosil yakıtların tüketimi ve ormansızlaştirma yüzünden her yıl atmosfere yaklaşık 7 milyar ton karbon dioksit salınıyor.

   Şu anda atmosferde 750 milyar ton dolayında karbon dioksit bulunuyor. Bitkilerin, hayvanların ve toprağın soluması, fosil yakıtların kullanılması, ormansızlaştirma ve okyanus-atmosfer etkileşimi yüzünden her yıl yaklaşık 207 milyar ton karbon dioksit atmosfere salınıyor. Bu miktar her yıl artıyor. Öte yandan, kara bitkilerinin fotosentezi ve yine okyanus-atmosfer etkileşimi nedeniyle de yaklaşık 204 milyar ton karbon dioksit her yıl atmosferden çekiliyor. Bu durumda yılda 3 milyar ton dolayında karbon dioksit atmosfere ekleniyor. Bu da aslında insanların fosil yakıt kullanımı sonucunda atmosfere salınan karbon dioksit miktarına eşit. Ne var ki dünyadaki fosil yakıt rezervleri, atmosferdeki karbon dioksit düzeyini 5-10 katına çıkaracak denli fazla. Bilim adamlarının tahminlerine göre insanlar, yer altmdaki bu karbon stoklarını yavaş yavaş atmosfere aktaracak. 2050 yılında atmosferdeki karbon dioksit oranının 1850'deki düzeyin iki katına, 2100'de de üç katına çıkması bekleniyor.


   Su buharı ve karbon dioksitle birlikte, dünyanın ısınmasına yol açan bir başka gaz da metan. Havadan hafif olan metan, renksiz ve kokusuz bir gaz ve atmosferde, karbon dioksit miktarının iki yüzde birinden daha az bulunuyor. Ama metan moleküllerinin ısı tutma yeteneği, karbon dioksit molekül­lerinin 20 katıdır. Atmosferde kalış süresi de 10 yıl kadardır. Bilim adamları yaşadığımız küresel ısınmanın % 10-15'lik bölümünden atmosferdeki metanın sorumlu olduğunu düşünüyorlar. Atmosferdeki metan miktarı tıpkı karbon dioksit miktarı gibi biyolojik süreçlerden etkileniyor. Ülen bitki ve hayvanların anaerobik çözünmesi sırasında topraktaki bakterilerce ortaya çıkartılıyor. Bu nedenle de nemli topraklarda, pirinç tarlalarında, bataklık bölgelerde ve çöplüklerde bolca bulunur. Ayrıca doğal gazın % 50-90'ı metandır. Petrol, doğal gaz ve maden çıkarma çalışmaları sırasında da atmosfere metan karışır. Günümüzde atmosferdeki metan oranı 18. yüzyıldakinin 2,5 katıdır. Yapılan araştırmalar metan miktarının her yıl % l oranında arttığını gösteriyor. Küresel ısınma organik madde çözünümünü hızlandırdığı için bilim adamları metan miktarındaki bu artışın daha da hızlanacağını tahmin ediyorlar.

 

Bağlantı

• 24/3/2007 - KÜRESEL ISINMA KISKACINDA TÜRKİYE RAPORU

KÜRESEL ISINMA KISKACINDA TÜRKİYE RAPORU

KÜRESEL ISINMA KISKACINDA TÜRKİYE RAPORU

RAPORDAN;

KÜRESEL ISINMA NEDENİYLE KURAKLAŞMAYA BAŞLAYAN TÜRKİYE 100 YIL İÇİNDE KUZEY AFRİKA’YA DÖNECEK. DÜZENSİZ, ANİ VE ŞİDDETLİ YAĞIŞLAR, SELLER, HEYELAN VE HORTUM GÖRÜLECEK.

KÜRESEL ISINMA DURDURULAMAZSA TÜRKİYE’DE KIŞ MEVSİMİ ORTADAN KALKACAK. NEHİRLERİMİZDEKİ SU MİKTARI AZALACAK, KURAKLIK BAŞ GÖSTERECEK.

AMERİKAN SAVUNMA BAKANLIĞI PENTAGON, KÜRESEL ISINMA NEDENİYLE AVRUPA’DAKİ KIYI KENTLERİNİN SULAR ALTINDA KALACAĞINI, SU KAYNAKLARINI ELE GEÇİRMEK İÇİN BÖLGESEL SAVAŞLAR YAŞANACAĞINI ÖNGÖRÜYOR

ATMOSFERİ EN ÇOK ABD KİRLETİYOR. ANCAK “BENİM ÇIKARLARIM ÖNCE GELİR” DİYEREK KYOTO PROTOKOLÜ’NE İMZA ATMIYOR.

ATO BAŞKANI AYGÜN: “BAŞKA DÜNYA YOK. HERKESE SORUMLULUK DÜŞÜYOR. BÖYLE GİDERSE BU DÜNYA BUSH’A DA KALMAZ

Mevsimler birbirine karışıyor, baharı görmeden yaz geliyor. Dünyanın her yerinde görülmeye başlayan kavurucu sıcaklar, kuraklık, seller, insanlığın yeni kabusu küresel ısınmaya işaret ediyor.

İşte G8 ülkeleri bu felaket senaryolarının gölgesi altında bugün İskoçya’da toplanıyor. Toplanıyor toplanmasına ya, kimse bu toplantıdan insanlık adına yararlı bir sonuç çıkmasını beklemiyor. Çünkü insanlığın çıkarları ülke çıkarlarının önüne bir türlü geçemiyor.

Ankara Ticaret Odası’nın hazırladığı “Küresel Isınma kıskacında Türkiye” raporuna göre, Türkiye iklim değişikliğinin olumsuz etkileri açısından “risk grubundaki ülkeler” arasında yer alıyor. Türkiye’de kuraklaşma, seller hızla artıyor, içme suları ise azalıyor.

Son 70 yılda 70 istasyonda kaydedilen sıcaklık verilerine göre, Türkiye'nin yıllık ortalama sıcaklıkları artma eğiliminde… Özellikle Akdeniz ve Güneydoğu Anadolu bölgelerindeki ısınma oranları, her 10 yılda 0.07- 0.34 derece arasında artıyor.

Dünya Yaban Hayatı Koruma Fonu (WWF) nın raporuna göre Akdeniz havzasında bulunan Türkiye’de 40 dereceye yakın sıcaklıklar mevsim normali olacak. Tarım alanlarının ise yüzde 40’ı kuruyacak .

DÜNYAYI CEHENNEME ÇEVİRİYORUZ

Atmosferdeki karbondioksit gazı tabakası tıpkı bir “sera” gibi güneş ışınlarının içeri girmesine izin veriyor ancak ısının dışarı çıkmasına engel oluyor. Eğer sera etkisi olmasaydı dünyanın sıcaklığı – 20 dereceyi bulur ve dünyada yaşam olmazdı.

Ancak, karbondioksit gazı oranının artması, dünyanın aşırı ısınmasına, bir başka deyişle “küresel ısınma”ya neden oluyor. Karbondioksitin artmasının baş sorumlusu ise insanoğlu… İnsanoğlu, yaşamını kendi elleriyle cehenneme çeviriyor. Sanayileşme ile birlikte atmosferdeki karbondioksit gazı miktarı artmaya başladı. Sanayi üretiminde kullanılan kömür, petrol ve doğalgaz karbondioksit oranını artırıyor. 1958'de karbondioksit bir metreküp havada 315 ppm (milyonda bir) iken, 2004'te 379 ppm’e çıkmış durumda. Sanayileşmenin ilk dönemlerinde yılda 1 ppm kadar artış yaşanırken 2003-2004 artışı 3 ppm…

2. Dünya Savaşı’ndan sonra dünya nüfusu 2 kat, enerji kullanımı 4 kat arttı. Bilim adamlarına göre, bu gidişat yeryüzündeki yaşamın giderek kötüleşmesine yol açacak.

EN ÇOK ABD KİRLETİYOR

Son yıllarda karbondioksitteki artışın hızını inceleyen bilimadamları, Çin ve Hindistan’ın bu artışa büyük katkısı olduğunu öne sürüyorlar. Ancak, “dünya karbondioksit üretimi”ni sıraya koyduğumuzda, ABD başı çekiyor.

ABD dünya nüfusunun yüzde 4'üne sahip ancak karbondioksit üretiminin yüzde 25’ini sağlıyor. İngiltere yüzde 3 üretiyor. Hindistan, nüfusu 15 kat fazla olmasına rağmen karbondioksit üretimi hemen hemen İngiltere ile aynı.

Ortalama bir Amerikalı yılda 6 ton, bir İngiliz 3 ton, bir Çinli 0.7 ton, bir Hintli 0.25 ton karbondioksit üretiyor.

Atmosfere yılda 220 milyon ton karbondioksit bırakan Türkiye ise 20.sırada…2010 yılında bu rakam 400 milyon tonlara ulaşacak.

Atmosfere yılda ortalama 21 milyar ton karbondioksit salınıyor ve bu miktar giderek artıyor.

DÜNYA ALARM VERİYOR

Küresel ısınma, kutuplardaki buzulların erimesine, iklimin ve mevsim şartlarının değişmesine, okyanusların ısınmasına, deniz seviyesinin yükselmesine, orman yangınlarının artmasına, göllerin küçülmesine, ırmakların kurumasına, kışın sıcaklıkların artmasına, ilkbaharın erken gelmesine, sonbaharın gecikmesine, bitkilerin erken çiçek açmasına, göç dönemlerinin değişmesine, kıyı şeritlerinin erozyona uğramasına, bulut ormanlarının kurumasına yol açıyor.

Dünya Doğayı Koruma Vakfı (WWF) tarafından yapılan araştırmaya göre, küresel ısınma bu yüzyılın sonunda bitki ve hayvan varlığının üçte birini tehdit ediyor.

Küresel ısınmanın etkileri dünyanın her yanında görülüyor. Milyonlarca insanı sel, kasırga, kuraklık, susuzluk ve salgın hastalıklarla karşı karşıya bırakıyor. Yükselen deniz seviyesi Pasifik adaları ve Hint Okyanusu'ndaki adaların çoğunu tehdit ediyor.

DÜNYADA NELER OLUYOR?

Grönland eriyor - Kuzey Yarımküre’nin en büyük buz kütlesi olan Grönland adası, küresel ısınma nedeniyle eriyor. Grönland kütlesinin erimesi, düşük seviyedeki sahil şeridinde bulunan yerleşim yerlerinin sular altında kalmasına neden olacak.

Amazon ormanları yok oluyor - Brezilya hükümetinin yaptığı araştırmalar, dünyanın akciğeri sayılan Amazon’un 2003 yılında rekor düzeyde ormanlık alan yitirdiğini gösteriyor. Büyüklüğü 4.2 milyon kilometrekare olan Amazon’un şimdiye dek yüzde 20’si yok oldu.

Buzullar eriyor - Küresel ısınma, buzullarıyla ünlü Arjantin’i etkisi altına aldı. Buenos Aires’in 3 bin 200 kilometre güneybatısında bulunan Lago Argentino şehri, bugüne kadar buzullarıyla turistleri kendine çekerken, artık tursitler dev buzulların sıcaklığın etkisiyle yıkılmasını izlemek için şehre geliyor.

Hollanda kıyılarının 100 yılı kaldı: Hollanda sahillerinde, zeminin gelecek 100 yıl içinde 40 santimetre dolayında çökmesi bekleniyor.

Avustralya'da 2002 yılında şiddetli kuraklık yaşandı.

Kuzey Pasifik'te somon balığı popülasyonunda, bölgedeki sıcaklığın normalden 6 derece artması yüzünden büyük düşüş görüldü.

Kalifornia kıyılarında binlerce deniz kuşu, denizlerin ısınmasının yol açtığı besin kıtlığı yüzünden öldü.

TÜRKİYE AFRİKALAŞACAK

Bilimadamlarına göre küresel ısınma önlenemediği taktirde Türkiye 100 yıl içinde Kuzey Afrika’ya dönecek.

Yağışlar azalınca, başta GAP bölgesi olmak üzere, tüm nehirlerin taşıdığı su miktarı düşecek. Baraj göllerinin su seviyesi azalacak, hidroelektrik enerji üretimi ciddi oranda aksayacak.

Yüksek basınç kuşağının kuzeye kaymasıyla ülkemizde hakim olabilecek tropikale benzer bir iklim; düzensiz, ani ve şiddetli yağışlar, seller, hortum, kasırga, heyelan ve erozyona yol açacak. Kasırga ve fırtınaların tetikleyeceği seller can ve mal kaybına neden olacak.

Isınmayla birlikte denizlerimizdeki su akıntıları ve sıcaklık rejimleri değişecek. Balıkların göç yolları bozulacak.

Kuru kesimlerde yüksek sıcaklıklarla birlikte orman yangınları ile tarımsal hastalık ve tarım zararlılarında büyük artışlar görülecek.

Kavurucu sıcaklar ve kuraklık tarımsal ürünlerin hem çeşidinin hem de miktarının azalmasına neden olacak.

Yaz yerine bahar turizmi yapılacak. Güney bölgeleri, turizmi kuzeye kaptıracak. Akdeniz yerine Karadeniz öne çıkacak.

Kar yağışı giderek azalacak. Hatta kış mevsimi ortadan kalkacak.

İklim değişiklikleri, göçlere neden olacak. Türkiye'de yaşayanlar kuzeye yerleşmeye çalışacak.

Daha sık ve uzun süreli kuraklıklar olacak. Araştırmalara göre, 2030’da Türkiye’nin büyük bir kısmı oldukça kuru ve sıcak bir iklimin etkisine girecek, sıcaklıklar 2-3 derece artacak. Deniz seviyesinin 2030’da 30, 2050-2100 arasında da azami 100 santimetre yükselmesi bekleniyor.

Denizlerin yükselmesinden kıyı kesimleri etkilenecek. Özellikle Sadullah Paşa ve Amcazade Hüseyin Paşa gibi bazı yalılar sular altında kalacak.

Deniz seviyesinde yükselmelerle birlikte kıyı şeridi ve deltalardaki tarım alanları, plajlar ve yat limanları, kullanılamaz hale gelecek.

VAN GÖLÜ KURUYOR

Türkiye’de küresel ısınmanın birinci derecede etkisini gösterdiği yer Van Gölü… Göl ve çevresinde yıllık ortalama sıcaklık 1 derece arttı ve Van Gölü kurumaya başladı. Göldeki su seviyesi1994’te maksimum seviyeye ulaştı. 11 yıldır bu seviyeye ulaşamaması küresel ısınmanın göstergesi… Küresel ısınma devam ettikçe su seviyesi azalmaya devam edecek.

Uydu görüntülerinden Van’ın Özalp ve Saray ilçelerinde tamamı kurumuş göletler saptandı.

PENTAGON’UN FELAKET SENARYOSU

Amerikan Savunma Bakanlığı Pentagon’un raporuna göre, 2020 yılından itibaren dünyada su ve enerji kıtlığının baş gösterecek. Rapora göre küresel ısınma nedeniyle dünyada şu değişimler yaşanacak:

Avrupa’daki kıyı kentleri sular altında kalacak.

İngiltere’de “Sibirya” soğukları yaşanacak.

Küresel ısınmanın kuruttuğu bölgelerde su kaynaklarına sahip ülkeler, ellerindeki doğal kaynakları korumak için nükleer silahlara başvuracaklar.

Tarım alanlarının ve su havzalarının korunması ve ele geçirilmesi nedeniyle çıkacak çatışmalar, terör örgütleri kanalıyla bölgesel savaşlara dönüşecek.

KYOTO PROTOKOLÜ

Kyoto Protokolü, küresel ısınma ve iklim değişikliği konusunda mücadeleyi sağlayacak uluslarası tek çerçeve… Protokolü 141 ülke imzaladı. Protokol, ülkelerin atmosfere saldıkları karbon miktarını 1990 yılındaki seviyelere düşürmelerini gerekli kılıyor.

1997’de imzalanan protokol, 2005’te yürürlüğe girebildi. Çünkü, protokolün yürürlüğe girebilmesi için, onaylayan ülkelerin 1990’daki emisyonlarının (atmosfere saldıkları karbon miktarı) dünyadaki toplam emisyonun yüzde 55’ini bulması gerekiyordu. Bu orana 8 yıl sonunda Rusya’nın katılımıyla ulaşılabildi.

ABD KİRLETİYOR AMA İMZALAMIYOR

ABD, “Benim çıkarlarım önce gelir” diyerek protokolü imzalamayı reddediyor. Bugün başlayan ve ana gündem maddelerinden birini küresel ısınmanın oluşturduğu G-8 Zirvesi öncesi bu tavrını imzalamama tavrını sürdüren Bush yönetimi, enerji fiyatlarını artıracağı ve ABD’de 5 milyon kişiyi işsiz bırakacağı gerekçesiyle Kyoto Protokolü’ne karşı çıkıyor.

Kyoto Protokolü hükümlerine uyum, imza atan ülkeler açısından zorunlu… Tüm dünyada çevrenin korunmasına evrensel standartlar getiren protokole AB ülkelerinin tamamı taraf... Kyoto Protokolü ile devreye girecek önlemler son derece pahalı yatırımlar gerektiriyor. Sözleşmeye göre,

Atmosfere salınan sera gazı miktarı yüzde 5'e çekilecek.

Endüstriden, motorlu taşıtlardan, ısıtmadan kaynaklanan sera gazı miktarını azaltmaya yönelik mevzuat yeniden düzenlenecek.

Daha az enerji ile ısınma, daha az enerji tüketen araçlarla uzun yol alma, daha az enerji tüketen teknoloji sistemlerini endüstriye yerleştirme, ulaşımda, çöp depolamada çevrecilik temel ilke olacak.

Atmosfere bırakılan metan ve karbondioksit oranının düşürülmesi için alternatif enerji kaynaklarına yönelinecek.

Fosil yakıtlar yerine örneğin bio dizel yakıt kullanılacak.

Çimento, demir çelik ve kireç fabrikaları gibi yüksek enerji tüketen işletmelerde atık işlemleri yeniden düzenlenecek.

Termik santrallerde daha az karbon çıkartan sistemler, teknolojiler devreye sokacak.

Güneş enerjisinin önü açılacak. Nükleer enerjide karbon oranı sıfır olduğu için dünyada bu enerji ön plana çıkarılacak.

Fazla yakıt tüketen ve fazla karbon üretenden daha fazla vergi alınacak.

ATO BAŞKANI AYGÜN

Rapora ilişkin değerlendirmelerde bulunan ATO Başkanı Aygün, hükümetler ve iş dünyasını yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımı konusunda sorumluluk almaya davet ettiğini söyledi.

Küresel ısınmaya engel olmak için kömür, petrol, doğalgaz gibi fosil yakıtlar yerine su, jeotermal, ve güneş enerjisinin kullanılması gerektiğini dile getiren Aygün, vatandaş olarak herkese düşen önlemler olduğunu kaydetti. Aygün şunları söyledi:

Otomobilimizde kullandığımız benzin ve evimizde kullandığımız kömür ve doğalgaz ile bireysel olarak küresel felakete katkıda bulunuyoruz. Otomobilimizin hava ve yakıt filtrelerinin her zaman temiz olmasına dikkat etmeliyiz. Çünkü kirli filtreler fazla yakıt harcanmasına yol açıyor. Otomobillerimizde klimayı yalnızca gereksinim duyduğumuzda çalıştırmamız gerek. Çünkü klima da yakıt tüketimini artırıyor. Evlerimizde ısı yalıtımına dikkat etmemiz, çift cam tercih etmemiz gerekiyor. Dünyayı ultraviyole ışınlardan koruyan ozon tabakasını incelten sprey ve deodorantlardan da uzak durmalıyız Başka dünya yok. Herkese sorumluluk düşüyor. Böyle giderse bu dünya Bush’a da kalmaz””

 

http://www.atonet.org.tr/turkce/bulten/bulten.php3?sira=350

Bağlantı

Hakkımda

Dünyanın sonu küresel ısınma ile gelecek. Bunu da insanoğlu kendi eliyle yapıyor.

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta
Blog RSS

Kategoriler

  • 1inci Bolum
  • KURESEL ISINMA
  • Onsoz
  • Arkadaşlar

    tulinindunyasi
    muzikveeglence
    ingilizceogrenelim
    romanyazmasanati
    antisigara1
    berkaydilara
    smge
    kureselisinma
    masallarinmasali
    aslan0735
    kureselisi
    tiamat
    bloving
    israfetme
    ozlemak
    dogadabulusalim
    haticane
    cykt
    seninhepsin
    Sayfa Güncel Sayfa:1 Toplam:2
    Son Sayfa | Sonraki Sayfa

    Cursors